fotoğraf: Mehmet Karaca   

 İnsanlar… Ön yargılı varlıklar… Sormadan, soruşturmadan,  ne pahasına olursa olsun yargılarlar. Peki neden? Nedeni yok. Beni sadece yaşadığım olaylar yaralamadı şu hayatta, insanların ön yargılarıydı aynı zamanda beni yaralayan. Kimsem yok diye, sokakta yaşıyorum, kirliyim, içiyorum diye; hemen deli damgasını yapıştırdılar alnıma. Deli sıfatı dışındakilerin hepsi doğru inkar etmiyorum. Kimsem kalmadı şu koca dünyada. Bütün hayallerim, umutlarım, geleceğim de ailem ile birlikte göçük altında kaldılar. O göçük altından hiçbir şeyi kalmamış bir şekilde sağ çıkan bendim. Keşke çıkmamış olsaydım, ölmüş olsaydım; ama olmadı işte. Sonradan kendimi öldürmeyi çok istedim; ama başaramadım. Kıyamadım canıma. Deprem olmadan önce o akşam o kadar güzel bir gündü ki. Çifte mutluluk yaşıyordum. Evlilik yıldönümümüzdü ve biricik kızımızın doğum günüydü. Eşimin bana en büyük hediyesi olan kızımın doğum günü… Eşimle 6. yılımızı, kızımızın da 2.yaş gününü kutluyorduk. Sadece üçümüzdük evde. Bugünü baş başa geçirmek istemiştik. Ertesi gün ailelerimizle de kutlayacaktık kızımın doğum gününü. Ama olmadı, olamadı. Saat üç sularında olmuş deprem. Karımın çığlıkları, kızımın ağlamaları kulaklarımdan gitmiyor. Kaçamadık binadan. Bir anda her şey üstümüze yıkılmaya başladı. Sonrası hafızamda bir boşluk.  İlk beni çıkartmışlar enkaz altından. Ben hastaneye kaldırıldıktan sonra kızımı ve karımı çıkartabilmişler. Ama cansız bedenlerini… Ben iki gün içinde kendime geldim. Hastane mahşer yeri gibiydi. Çocuk, kadın, erkek, genç, yaşlı… Herkes yaralı ve çaresiz bir şekilde yardım bekliyordu. Ben hastaneden çıktığım gibi evime gittim. Kızımı ve karımı soracaktım. Komşularımız yaşıyorlardı, onlar söylediler hayatımın anlamlarının öldüğünü. Oracığa yığıldım, ne yapacağımı bilemedim. Annem ve babam bize yakın oturuyordu. Kardeşim yoktu, tek çocuktum. O gün buna şükretmiştim. Bir de onun acısına dayanamazdım. Aileme gelinlerinin, torunlarının öldüğünü nasıl söyleyeceğimi düşünürken atladığım bir husus vardı. Onların da ölmüş olması… Onların da ölüm haberini aldıktan sonra deli gibi davrandığım doğru; ama sadece sinir krizi geçirmiştim. Birkaç ay sonra toparladı İstanbul kendini, ama ben toparlayamadım. Yeni bir yaşantı kuramadım kendime. Eyüp sokaklarında yaşamaya başladım. Herhangi biri en ufak bir yardımda bulunduğunda hemen içki aldım. Bazen tuhaf şeyler söyledim insanlara farkındayım; ama o delilikten değildi, çaresiz bir sarhoşun sözleriydi onlar. Benim nasıl öleceğim meçhul. Biri mi öldürür, araba mı çarpar, zatürreden mi ölürüm bilinmez. Açıkçası hiçbiri de fark etmez. Ben zaten 12 yıldır ölü gibiyim.
Ruhumu teslim etmiş olsam da bir şey değişmez.
Sevim Baki
Copyright © 2012 Muhteşem Yüzyıl İndir.
Blogger Template by Clairvo